10 soruda Ukrayna savaşı
İktisadından siyasetine, jeopolitiğinden cephelerine, nedenlerinden sonuçlarına, kazananından kaybedenine 10 soruda Ukrayna Savaşı… 1 - Ukrayna Rusya’ya karşı verdiği bu savaşı kaybe

İktisadından siyasetine, jeopolitiğinden cephelerine, nedenlerinden sonuçlarına, kazananından kaybedenine 10 soruda Ukrayna Savaşı…
1 - Ukrayna Rusya’ya karşı verdiği bu savaşı kaybederse, ABD arzuladığı sonuca ulaşamamış, Ukrayna’yı kayıp mı etmiş olacak?
Aslında, hayır. ABD’nin savaşla ilgili olarak hedefleri arasında “Ukrayna’yı kaybetmemek” gibi bir maddenin olduğunu söyleyemeyiz. Ukrayna’nın işgal güçlerini püskürtmesi vs. hiçbir zaman Washington’un beklentileri içinde yer almadı. Zaten bu gerçekçi bir senaryo da olmazdı. Daha açık söylemek gerekirse, Ukrayna, onu “kaybedeceği” fikrini çok önceden satın almış olan Washington’un çok da umurunda değildi. Gerçi böyle bir savaş olmasaydı, İngiliz donanma filosu -Ukrayna ile anlaştığı üzere Berdyansk ve Ochakov limanlarında donanma üsleri inşa ederek- kendi Karadeniz’deki mevcudiyetini yoğunlaştırabilmesine olanak tanıyacak stratejik bir avantaj kazanacaktı. Ancak bu, daha çok Londra hükümetinin şu günlerdeki sertlik yanlısı tutumunu ve Washington’dan daha öfkeli tutumunu açıklayabilir. Evet, Başbakan Boris Johnson, üzerine büyük ümitler beslediği Odesa’nın imdadına yetişmek amacıyla Ukrayna’yı daha fazla silahlandırma konusunda istekli olduklarına yönelik sert demeçler verdi, belki. Ancak ABD, Rusya’nın “Ukrayna işgali”ni gerekçe yaparak ona karşı açacağı ekonomik savaşla ve bu savaşın sonuçları, kazanımlarıyla ilgiliydi esas. Washington’un bu ekonomik savaşla ilgili temel hedeflerinin ise şu şekilde biçimlendiğini söyleyebiliriz:
- Rusya’yı istikrarsızlaştırmak,
- İktisadi olarak çok uzun yıllar belini doğrultamayacağı bir bedel ödetmek,
- Putin’in ve ülkede Putin’in temsil ettiği güçlerin, güç ilişkilerinin tahtını sarsmak,
- Rusya’nın Avrupa ülkeleri ile kurduğu karşılıklı bağımlılık ilişkisini sonlandırmak,
- Avrupa’nın ufkundan Rusya ile el ele Çin’e uzanma hedefini çıkartmak,
- Avrupa’yı kendisine daha fazla bağımlı hale getirerek vasallaştırmak,
- Nihayet, bu faktörlerin katkısıyla Çin’in de Batı’ya uzanma planlarına ciddi bir darbe indirmek vardı.
- Piyasalarda “korku endeksi” olarak adlandırılan ve piyasaların oynaklığını ölçmeye yarayan kur volatilite endeksi savaşla birlikte tırmanmaya başlamış ve iki hafta sonra son iki yılın en yüksek değerine ulaştığı tespit edilmişti. 23 Şubat’ta 6,92’den kapanan volatilite endeksi (DBCVIX) 8 Mart’ta yüzde 40’ın üzerinde bir artışla 9,80’den kapanmıştı. Ancak o tarihte zirveyi gören “korku endeksi” sonra düşüşe geçerek 1 Nisan’da 8,18’a kadar geriledi. Daha da gerileyecek gibi görünüyor. Yani Avrupa ülkelerinin saflarını ABD’nin arkasında sıkılaştırmasını dayatan “korku iklimi” zayıflıyor.
- ABD yaptırımları sonucu Rusya’nın petrol ihracatında da pek bir gerileme olmamış gibi görünüyor. Yaptırımların ilk uygulamaya konulduğu günlerde denizcilik şirketlerinin de bu yaptırımlara uyacakları ve petrol tankerlerini Rusya'ya göndermekten imtina edecekleri yolunda spekülasyonlar olmuştu. Uluslararası Finans Enstitüsü IIF’nin baş ekonomisti Robin Brooks’un verdiği bilgilere bakılırsa, bu iddiayı destekleyen hiçbir veri yok. Hatta Mart 2022’de ölçülen tanker trafiği önceki yıllarla aynı seviyede.
- Rusya Federasyonu’nun para birimi ruble ekonomik yaptırımlardan ötürü ilk zamanlarda sert düşüş yaşadıysa da, zamanla yeniden toparlanarak savaş öncesi değerlerine döndü. Biden’ın Rusya’dan petrol ve doğalgaz ithalatını yasakladığı haberlerinin geldiği 7 Mart’ta 150 Rubleye çıkan dolar kuru 85 Ruble civarına geriledi. İlerleyen günlerde Rublenin 24 Şubat’takinden bile daha fazla değer kazanacağını savunanlar, Moskova’nın bu kez de güçlü Rubleye müdahale edeceğini söyleyenler bile çıkıyor. Amerikan haber kanalı ABC News, Rus ekonomisinin bu toparlanmasından yola çıkarak, yaptırımların etkisinin sorgulanmaya başladığına dikkat çeken bir haber dahi yaptı.
- Rublenin değer kazanmasına “Rusya’ya dost olmayan” ülkelerin doğalgaz ödemelerini ruble cinsinden yapmaları zorunluluğunu getiren 1 Nisan tarihli devlet başkanlığı kararnamesi yardımcı olacak gibi görünüyor. Doğalgaz alım sözleşmesi şartlarında bir değişiklik getirmeyen kararname uyarınca, Batılı ülkeler, ödemelerini Rus enerji devi Gazprom’a bağlı olan ve Avrupa ülkelerinin yaptırım listesinde bulunmayan Gazprombank’ta açılacak özel hesaplara yine Euro ve Dolar cinsinden yapmayı sürdürecek. Ancak “K-hesabı” diye adlandırılan hesaptaki para, “Alıcının Talimatı” ile Banka tarafından paralel bir hesapta rubleye dönüştürülerek Gazprom’a aktarılacak. Satış işlemi, ruble cinsinden meblağın satıcının hesabına aktarılmasıyla tamamlanmış olacak. Yani Rusya verdiği gazın bedelini zorlanmadan tahsil edecek, hem de kendi ulusal para birimi üzerinden.
- Bu gelişmeler, “petrodoların” tahtını sarsan, yeni bir enerji kaynağı temelli rezerv para birimi oluşmasına yol açar mı, yani “rublegaz,” uluslararası piyasalardaki hakimiyeti bir ABD-Suudi Arabistan anlaşmasını takiben 1970’lerde başat hale geçen “petrodolara” alternatif bir finansal/parasal bir sistemin yapıtaşı olarak belirebilir mi sorusunu da beraberinde getiriyor.
- Rublegaz’ın bildiğimiz ezberleri bozan bir “game-changer” olarak belirip belirmeyeceği, başlı başına başka bir tartışmanın konusu. Ama doğalgazda durum yukarıda aktardığımız gibi olunca, yaptırımların etrafından dolanmaları kolaylaşan bazı AB ülkelerinin Beyaz Saray’ın istediği ölçülerde ve şiddette ABD’nin arkasında hizalanmalarının zamanla çok mümkün olmayacağını öngörebiliriz. Oysa Washington, Rusya’ya karşı açtığı ekonomik savaşta Avrupa’dan kendi beklentilerine adeta tam teslimiyet talep ediyor. Avrupa’nın Moskova’ya bir tür Afganistan gibi bakmasını ve Rusya ile çok uzun sürebilecek bir savaşı sürdürme kararlılığını göstermesini istiyor. “Rusya’dan boruhatları yoluyla doğalgaz almayı kes, ben sana –daha pahalı olan- sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedarik edeyim,” diyor. Bu da Avrupa ülkelerinin yaptırımların sonucu olarak ödeyecekleri bedelin yükselmesi ve sanayide yaşanacak bazı olumsuzlukların, uzun yıllara yayılması anlamına geliyor.
- İşte bu nedenle bazı gözlemciler, ABD’nin Avrupa’ya uyguladığı baskının Avrupalı şirketlerin rekabet güçlerini zayıflatabileceğini ve sanayideki milyonlarca çalışanın işsiz kalmasıyla sonuçlanabileceğini, ezcümle iş yaşamındaki huzuru kaçırabileceğini savunuyor. Bu, özellikle Almanya için ciddi bir tehlike. Almanya Sanayii Federal Cemiyeti (BDI) Başkanı Siegfried Russwurm, geçen gün ZDF televizyonunda bu tehlikeye dikkat çekerek Rusya enerji kaynaklarına getirilen yaptırımların ülkesi için ölümcül sonuçları olacağı konusunda uyarı yaptı. Russwurm, “bizi Covid-19 pandemisinden kurtaran sanayimizin çökme ihtimali söz konusu” dedi. Dolayısıyla Almanya hükümetinin önümüzdeki dönemde tabandan gelen baskılarla bu konuda kendi risklerini asgariye indirecek bir pozisyona daha fazla yaklaşma çabasına girmesi ABD ile bir gerilim yaşama ihtimalını de beraberinde getirebilir. Kısacası, biraz daha bekleyip görmek gerekecek gerçi ama, ABD’nin Rusya’ya açtığı ekonomik savaş, kendisini arzuladığı hedeflere ulaştırıyor gibi görünmüyor an itibarıyla. Ayrıca aksi yönde de göstergeler var.