TAŞELİ’DE GEĞSİLİK GELENEĞİ

0
Gösterim : 7

TAŞELİ’DE GEĞSİLİK GELENEĞİ

Öz Türkçe olan giysi kelimesi yöremizde esvap, esbab, urba, geğsi gibi kelimelerle eş anlamlı olarak kullanılır. Giysi bütün Türk lehçelerinde bilinen bir kelimedir.

Şimdi Taşeli yöremizde “giysi yuma” yerlerinin geçmişine bir itale-i lisan edelim isterseniz.

Geğsilik veya geysilik bundan 40 yıl öncesine kadar köy ve mahallelerin ortaklaşa kullandıkları elbise yıkama alanlarıdır.

Kelime öz Türkçe olup giysi yani elbise kelimesinden hafif bozularak geğsilik veya geysilik olmuştur en doğrusu giysiliktir.

Anadolu’da Türklerin toplu elbise ve esbap yumaları iki türlü olurdu.

Birisi dere boyuna giden gelinler, kızlar ev içinde kirlenen ne varsa götürürler yurlardı.

İkincisi ise dereye uzak olan köy ve mahallelerde en büyük (bunara) pınara yakın yerde inşa edilmiş olan giysilik denen yapıların içinde esbaplarını yurlardı.

Giysilikler büyük kısmı üstü açık alanlardır. Kısmen veya tamamen kapalı olanlar da vardır.

Mesela benim doğum yerim olan mahallede tamamen açık ve koca bunarın yakınında bir yerdeydi giysilik. Yakın bir mahallede ise üstü kapalı bir tek salonluk bir bina idi.

Anadolu’da geleneklerine sıkı sıkıya bağlı yörelerimizden olan Taşeli bölgesinde bir giysiliği tarif etmemiz gerekirse şöyle diyebiliriz.

Mahalle ve ya köyün birbirine komşuluk ve akrabalık bakımından yakın aileleri aynı anda giysilikte işlerini görürlerdi. Önce giysiliğin kenarındaki özel yere kazanlara suyu doldurarak altını yakarlardı.

Ayrı bir ocağın üstüne teneke veya kazandan küçük bir kaba da küllü su hazırlarlardı. Küllü su çamaşır ve çarşafları yumuşatmak için kullanılırdı. Kül özellikle sakız veya pelit külü olurdu. Bu külü gerekirse oracıkta kazanların altından alırlardı.

Giysilikte Yapılanlar

Kaynayan sular naylon veya teneke leğenlere alınarak urbalar ve ev dokuma eşyası yunurdu. O tarihlerde sabun bulamayan ya da alamayanlar Manıza denen ağacın yapraklarını köpürterek yararlanırlardı.

Manıza, bahçelerin kenarlarında pelit ve sakız gibi dev ağaçlara süğüp giden sarmaşık türü bir ağaçtır. Kendi ayakları üzerinde duracak kadar güçlü gövdesi olmadığından başka ağaçlara ya da duvarlara arbışarak tutunur.

Manızanın yaprakları suyla sürtüldüğünde bir köpük oluşurdu ve bu köpüğü ağır urbaları yumada kullanırlardı.

Daha hassas çamaşırları bir tenekede ya da kapta hazırlanan küllü suya böledikten sonra durularlar ve yumuşak olmasını sağlarlardı.

Çamaşır yumaya başlamadan önce kirli çamaşır kalmaması için çocukları soyarlar ve çimdirirlerdi. Hatta kapalı giysiliklerde büyüklerin de çimdiğine şahsen şahit olmuşumdur.

Halk giysilikte yuduğu çul ve çarşafları orada hemen sererek kurutmaya bırakırlar, çamaşırları ise evlerinde sererek kuruturlardı.

Bu anlattıklarım bundan kırk yıl öncesine kadar sürdü, sonra bugünkü daire hayatı geldi, her eve elektrik gelince de çamaşır makinaları yaygınlaştı ve artık biz de sanayi devrimini yakalamış olduk.

Nankör olmayalım ve kabul edelim ki bazılarına göre “irezil müddezil” hayatın bitmesiyle ve teknolojinin verilerinden yararlanmakla hem hayat standardı yükseldi hem de ortalama ömür süresi Türkiye’de de on yıl arttı.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here