21 Haziran , Perşembe 2018
Son Dakika
Ana Sayfa / Makaleler / TAŞELİ’NİN TÜRKLEŞMESİNDE ZAVİYELERİN ROLLERİ
Hüseyin Korkmaz

TAŞELİ’NİN TÜRKLEŞMESİNDE ZAVİYELERİN ROLLERİ

Anadolu Selçuklu Devleti’nin ve Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş aşamasında sınır boylarında, yani uçlarda dağ başlarında geçit yerlerinde, boğazlarda, sahipsiz ve tenha yerlerde, boş topraklar üzerinde Orta   Asya’dan dalga dalga gelen göçmenler tarafından kurulan bir nevi Türk Manastırları olan zaviyelere,  yeni bir memlekete gelip yerleşen kimselere Kolonizatör Türk Dervişleri deniliyordu.(1)

Göç dalgaları ile Anadolu’ya gelen dervişler kendileri ile birlikte memleketlerinden örf ve adetlerini, dini usul  ve esaslarını da beraber getirmişlerdir. Anadolu’ya göçlerle gelen ya da nakledilen Türkmen boyları,  Selçuklular ve Osmanlılar döneminde, çeşitli tarihlerde Bizans ve Kilikya sınırlarına yerleştirilmişlerdir. Dağlık Kilikya denilen yer ( Taşeli Yöresi ) bizim Ermenek ve çevresidir.

Anadolu’da rastlanan zaviyelerinin çoğunun Osmanlılardan evvel Beyliklerin himayeleri ve izinleriyle kurulduğu bilinmektedir. Hatta bazıları bu yerlerdeki yabancıları kovup buralara yerleşmişlerdir. Zaviyeler, normal olarak öteki bütün sosyal kurumlar gibi bulundukları zaman ve mekânın gerektirdiği içtimai, iktisadi ve dini şartlara bağlı olarak, dinî tasavvufî fikirlerin yayılması  ve yaşaması amacıyla kurulan müesseselerdir. Asıl görevleri, yeni alınan topraklarda iskânı sağlamış olmakla beraber, Müslümanlığın ve onun tasavvufunu yaymaktır. Bu yüzdendir  ki, şehirlerde olduğu kadar belki de daha çok yollar, geçitler, boğazlar üzerindeki  tenha yerlerde kurulmuşlardır. Her hangi bir tarikata bağlı şeyh, yanında belli sayıda müridiyle ya bir şehir,kasaba ve köyde  veya yol üzerinde, geçitlerde, boğazlarda uygun bir mevkide zaviyesini açmaktadır. Zaviye açılacak yerler bizzat şeyh tarafından tespit edilmekte,  yahut da o yerin hükümdarı,  devlet adamı, zenginleri tarafından bağışlanmaktadır. Örneğin Büyükkarapınar’daki  Şahgeldi  ( Şad-Şar Geldi ) Zaviyesi’nin yeri Karamanoğlu İbrahim Bey ( 1423-1464 ) tarafından tahsis edilmiştir. Köylerde ve yol üzerindeki geçitlerde kurulan zaviyeler masraflarını kendi üretim güçleriyle karşılıyorlardı. Bu zaviyelerin etrafında tarlalar, bahçeler,  bağlar, değirmenler meydana geliyor, hayvan sürüleri besleniyordu. Dervişler hem kendi ihtiyaçlarını hem de gelip geçen yolcuların konaklama masraflarını bizzat kendi emekleriyle karşılıyorlardı. Zaviyeler ilk kurulduğunda vergiden muaf tutulmuşlar ve kendilerine dağ başında ancak harabenin mülkiyeti verilmiştir. Zaviye kurucuları, dağ başlarını, boş ve çorak toprakları işlemek  için yerleşen, çocukları çoğalınca köyler tesis eden kimselerdir. Anadolu’da çoğu köylerin adları zaviye kurucularının adıdır. Yeni fethedilen bir Hristiyan memleketinde, bu şekilde gelip dağ başlarında yerleşecek, oraların imar ve emniyeti ile meşgul olacak ve tesis ettikleri merkezlere  Türk dilini ve dinini yaymaya başlayacak misyonerlere  ve gönüllü  göçmenlere sahip olmak ise  yeni kurulmakta olan Türk devletinin en büyük gücünü temsil etmekte olduğu meydandadır. Bir asker gibi savaşabildiği hâlde, yine bir köylü gibi çalışabilen bu dervişlerin çoğu bu devirde öşürden muaf değildi. Zaviye şeyhliklerinin çoğunluğu  vaktiyle o zaviyeleri tesis etmiş olanların evlatları elinde evladiyelik vakıf olarak bulunmakla beraber , zamanla devralacak evlat olmazsa veya şeyhlerin bazı yolsuzlukları görülürse , yerine devlet tarafından başkalarının tayin edildiği  ve bu suretle vakfın evlatlık vakfı hâlinden  çıkıp  bir kamu vakfı hâline geldiği görülmektedir.Zaviyeler çoğunlukla sınır boylarında olduklarından  öncü kuvvet gibi  görevleri olmuş  ve sınırların korunmasında  ve genişlemede  öncülük etmişler, yeni fethedilen yerlerde imar ve iskânı sağlamışlar, bulundukları yerlerin emniyetini sağlayarak jandarmanın üstlendiği  görevi yapmışlardır. En önemlisi bulundukları yerlerde kervanların gelip geçmesini kolaylaştıracak ve onların ihtiyaçlarını sağlayacak önlemler almışlardır.  Daha da önemlisi zaviyeler  kuruldukları yöreleri  Türkleştirip,  yerleştikleri  yerlere Türkçe isimler vermişlerdir. Zaviyeler insanların bedava yeme içme ve yatmalarını sağladığı gibi seyahat edenlerin  ve ticaret yapanların  düzenli şekilde gidip gelmelerine imkân  tanıyor ve hayatın normal düzende gitmesini sağlıyorlardı. Kuruluşları incelenen zaviyeler, sosyal ve dinî önemli  akımların doğurduğu önemli propaganda  ve kültür merkezleri,  yeni açılan memleketlerde yerleşen  Türk göçmenlerin  yerleşme  ve teşkilatlanma merkezleridir. Sözü edilen tekke ve zaviyelerin kurucuları  ve yahut namına kurdukları  şeyhler ve dervişler çoğunlukla o köylerde   yerleşen göçmenlerin  o yöredeki  öncüleri ve kafile şefleri  veya büyük babalarıdır. Zamanla büyük kentlerde zaviyeler eski güzel işlevlerini kaybetmişler ve miskinlerin,tembellerin mücadele gücünü kaybetmiş insanların birer yuvası hâline gelmiştir. Cumhuriyetle birlikte 30 Kasım 1925 tarihinde tekke ve zaviyeler kaldırılmıştır.387 numaralı Defterde Ermenek kazası dahilinde 18 tane zaviyehane olduğunu yazar.  

Hasan ŞİMŞEK

09.01.2018

Hasan Şimşek
Hasan Şimşek

Latest posts by Hasan Şimşek (see all)

Ayrıca Kontrol Edin

PROF.DR.İBRAHİM CEYLAN

             İLMİN ZİRVESİNDE PROF. Dr. İBRAHİM CEYLAN’IN YAŞAM ÖYKÜSÜ             Prof.Dr. İbrahim Ceylan  1932  yılı …

3 yorumlar

  1. Belli ki iyi niyetle yazılmış bir makale genel anlamda doğru. Büyük bir hatasını düzelteyim çok özür dileyerek,
    “Taşeli’nin Türkleşmesinde Zaviyelerin Rolleri” değil “Taşeli’nin MÜSLÜMANLAŞMASINDA Zaviyelerin Rolleri” dersek dosdoğru olur. Gerçek Dervişler yaratılanı yaratandan ötürü sever. Dervişlerin ırklarla, kavimlerle asla işi olmaz.
    İkinci bir mesele ise bizim “münevverlerimiz” (“münevver” diyorum bakın “aydın” değil) başkalarının kavramlarıyla bize bizi anlatmaya çalışıyorlar. Başkalarının kavramlarıyla kendi dünyamızı anlayamayız. Batının seküler kavramları ile tekke ve zaviyeleri de anlayamayız.

    • Hasan Şimşek

      Meczup bir anlayışla yazıya bakılırsa yazının tamamı hatalarla dolu olur. Akıl süzgecinden geçirilerek okuyup anlamaya çalışmak doğru bir yaklaşım olur. Orta Asya’dan dalga dalga gelen Türk boyları zaten Müslüman. Yorumcunun zaviyelerin işlevinin ne olduğunu bilmediğini ve yorum yaptığı yazıyı anlamadığını düşünüyorum.
      Yazı başlığındaki “Kolonizatör Türk Dervişleri”nin de ne anlama geldiğini bilmediğini ve anlamadığını düşünüyorum.
      “Aydın” sözcüğü ile “münevver ” sözcüğünün aynı anlama geldiğini de bilmiyor. Biliyor ise dayatma yapıyor. Bu yazı dayatmacılar için değil, zaviyelerin işlevlerini açıklamak için yazılmış bir yazıdır. Kolonizatör Türk Dervişleri, Batı’nın dayatmasına karşı bilimsel bir cevap olarak bizzat Batılılar tarafından kabul gören, büyük bir Türk aydını Prof. Dr. Ömer Lütfi Berkan’ın aynı adı taşıyan makalesinden esinlenerek Taşeli Yöresi’ne uyarlanmış bir yazıdır.

      • 1- Neden aydınlarımızı batılılar üzerinden meşrulaştırmaya çalışıyorsunuz? Prof. Dr. Ömer Lütfi Berkan batılılar tarafından kabul görmeseydi “büyük bir Türk aydını” olmayacakmıydı? Böyle bir düşünce tarzı aşağılık kompleksinin dibe vurmuş halidir.

        2- Münevver “nur” kelimesinden türemiştir, Allahüteala’nın Nur sıfatının tezahür ettiği kişi anlamına gelir, aydın ise batılıların bize dayattığı içi boş bir kavramdır, taşa fener tutsanız taşta aydın olur.

        3- Dervişlerin görevi islami irşattır. Kolonizatörlerin görevi ise batılı devletlerin kolonilerine kendi uygarlıklarını dayatmaktır.

        4- Asıl dayatmacılar onların ağzıyla konuştuğunuz batılılardır. KONUŞMANIZIN İÇERİĞİ KONUŞLANDIĞINIZ YERİ BELİRLER.

        5- Ben olaylara bir müslümanın bakması gerektiği gibi medeniyet perspektifinden bakıyorum ve islami konuları anlatırken medniyet perspektifi ile anlatıyorum (medeni=medineli).
        Siz olayları yorumlarken uygarlık perspektifinden bakıyorsunuz (uygar=batılı) ve batılılar gibi düşünüyorsunuz, böyle düşünmeniz normal çünkü batılıların formlarını benimsemişsiniz, FORM NORMUNU DAYATIR bunu asla unutmayın ve lütfen bir müslüman olarak batılılara yamanmayı bırakın artık.

        6- Amacım kimseye hakaret etmek veya küçümsemek değil, tekrar söylüyorum BAŞKALARININ KAVRAMLARIYLA BİZİ BİZE ANLATAMAZSINIZ, anlatırsınız ama aydın kavramı gibi içi boş kalır, batı gibi seküler olur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir