DUY BENİ BAŞBUĞUM...
Hey gidi koca çınar! 4 Nisan 1997’de evlatlarını yetim bırakıp, gittiğinden beri çok şey değişti… Anlat anlat bitmez Başbuğum. Yeri geldi militan ilan edildik, yeri geldi terörist ilan edildik, yeri geldi yüzümüze tükürdüler, vebalı ilan edildik. Senden öğrendiğimiz devlet terbiyesinin düsturu ile sabrettik, sustuk, sineye çektik. Sabrettikçe, bizi çok sınadılar be Başbuğum! Sustukça, arkamızdan çok konuştular be Başbuğum! Sineye çektikçe, çok şı

DUY BENİ BAŞBUĞUM: 27 YIL SONRA AYNI HASRET, AYNI DAVA ŞUURU VE ERMENEK’TEN YÜKSELEN SEDÂ
4 Nisan 1997... Takvim yaprakları o gün sadece bir liderin değil, bir neslin pusulasını kaybedişini işaret ediyordu. Türk milliyetçiliği davasının "Başbuğ"u Alparslan Türkeş’in aramızdan ayrılışının üzerinden tam 27 yıl geçti. Bugün, Taşeli’nin kalbi Ermenek’ten Ankara’nın bozkırına uzanan o derin hasret, sadece bir anma değil, aynı zamanda bir muhasebe günüdür. Koca çınarın gölgesinde yetişen bizler için bu geçen yıllar, sadece zamanın akışı değil; sınanmaların, çilelerin ve sadakatin imtihanı oldu.
"Sabrettikçe Bizi Sınadılar, Sustukça Çoğaldık"
Ülkücü hareketin son çeyrek asrı, zorlu bir coğrafyada dik durma mücadelesiyle geçti. 1997’den bu yana ideolojik saldırılar, toplumsal yaftalamalar ve "ötekileştirme" çabaları hiç eksilmedi. Ancak bizler, Başbuğumuzdan öğrendiğimiz "devlet terbiyesi" düsturuyla hareket ettik. Devletin bekası söz konusu olduğunda şahsi ikballerimizi, kırgınlıklarımızı ve maruz kaldığımız haksızlıkları hep bir kenara bıraktık.
- Sabrımız: İnançlarımızın ve devletimizin bekasına olan sarsılmaz bağlılığımızın bir nişanesiydi.
- Sükutumuz: Kendi içimizde birliği bozmamak adına, dışarıdan gelen fitnelere karşı bir kalkan görevi gördü.
- Sineye çekişimiz: "Önce ülkem ve milletim" ilkesinin, şahsi egolarımızdan ne kadar üstün olduğunun ispatıydı.
Kurtlar Puslu Havada: Çakal ile Kurdu Ayırt Etmek
O dönem yakılan "Yandı Yürekler Yandı" ağıtı, bugün hala yüreklerimizde taze bir sızı olarak duruyor. Ancak bugün, o günlerden çok daha karmaşık bir süreçten geçiyoruz. Kurtların puslu havada bile birbirini tanıyamadığı, menfaatin "dava" maskesiyle kamufle edildiği bir dönemdeyiz. Ermenek gibi köklü bir geçmişe sahip, sadakatin ve vefanın merkezlerinden biri olan ilçemizde dahi, bu yozlaşmanın izlerini görmek bizleri derinden yaralıyor.
Dava Bilincinin Yozlaşması ve Hakikat
Siyaset arenasında makam, mevki ve ihale peşinde koşanların "ülkücü" kimliğini bir kalkan gibi kullanması, davanın özüne vurulan en büyük darbedir. Gerçek ülkücülük, bir koltuğa oturmak için değil, o koltukta otururken adaleti ve hakkaniyeti tesis etmek için vardır. Bugün yerel yönetimlerde veya genel siyasette yaşanan etik dışı mücadeleler, Başbuğ’un "Ülkücü, Türk milletinin her türlü zorlukta sığınacağı limandır" tarifine taban tabana zıttır.
Ermenek’ten Yükselen Bir Ses: Umut Tazelemek
Bana sıkça, "Bu camiada bunca yıl emek verdin, hani senin dünyalık kazancın?" diye soruyorlar. Bilmiyorlar ki; biz bu davaya bir karşılık bekleyerek değil, "İlahi Kelimetullah" davasının bir neferi olmak onuruyla girdik. Karşılıksız sevgiyi, vatan aşkını tatmamış olanların, bu sadakati anlaması elbette mümkün değildir.
Neden Hala Umutluyuz?
Ülkücü hareketin "okumaz, yazmaz" diye yaftalanmasına inat; kalemini kılıç gibi kullanan, ilimle irfanı birleştiren bir gençlik yetişiyor. Ermenek’in dağlarından, Konya’nın ovalarından, Türkiye’nin dört bir yanından yükselen bu ses, davanın sönmediğini, sadece özüne döndüğünü haykırıyor:
- 2015 Meskun Mahal Operasyonları: Devletin bölünmez bütünlüğü için şehadete koşanlar, Başbuğ’un "töre" terbiyesiyle yetişen evlatlarıydı.
- 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi: İradenin ve bağımsızlığın savunucusu olarak meydanları dolduranlar, yine aynı şuurun temsilcileriydi.
- Devlet Sigortası: Türkiye ne zaman bir kırılma noktasına gelse, hilal bıyıklıların gösterdiği o sarsılmaz irade, devletin sigortası olmaya devam etti.
Huzurla uyu Başbuğum. Senin açtığın yolda, gösterdiğin hedefe yürümeye devam ediyoruz. Kimi zaman yorulsak, kimi zaman hırpalansak da biliyoruz ki; "Ümitsizlik, Türk’ün karakterine aykırıdır." Ermenek’ten Ankara’ya, yüreği seninle çarpan bizler, davanı yaşatmak için her türlü fedakarlığa hazırız. Ruhun şad, mekanın cennet olsun.