Öcalan Suriye'de Garantör Mü Olacak?
Öcalan Suriye'de Garantör Mü Olacak? Hayırlı uğurlu olsun Hilal Kaplan, Nagehan Alçı ve diğer akil akbabalar! Gözünüz aydın, itiniz Öcalan "Çözüm Süreci" ateşkesi ilan etti

Öcalan Suriye'de Garantör mü Olacak? Bölgesel Riskler ve Yeni Süreç Tartışmaları
Türkiye, sınırlarının hemen ötesinde yaşanan kritik gelişmelerle birlikte bir kez daha "Çözüm Süreci" benzeri tartışmaların gölgesinde kalıyor. Ermenek ve çevresindeki vatansever kamuoyunun da yakından takip ettiği bu süreçte, İmralı'dan gelen mesajlar ve bölgedeki jeopolitik dengeler, sadece siyasi bir tartışma değil, milli güvenlik meselesi olarak önümüzde duruyor. 8 Ağustos 2019 tarihinde gündeme gelen bu iddialar, bugün Suriye sahasındaki yeni denklemlerle birlikte tekrar değerlendirilmelidir.
İmralı'dan Gelen Mesajlar ve Kamuoyundaki Endişeler
Asrın Hukuk Bürosu aracılığıyla kamuoyuna yansıtılan açıklamalar, devletin bekası ve sınır güvenliği konularında ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Öcalan tarafından dile getirilen "Kürt sorununu bir haftada çözerim" iddiası, geçmişte yaşanan acı tecrübeleri hatırlatan bir söylem olarak karşımıza çıkıyor. Devlet aklının, terör örgütüyle müzakere zeminine çekilmeye çalışılması, sadece Ermenekli hemşehrilerimizin değil, tüm Anadolu halkının vicdanında derin yaralar açan "hendek" ve "çözüm süreci" dönemlerini akıllara getirmektedir.
Suriye Denklemi: Öcalan ve Şahin Cilo Bağlantısı
Analiz edilmesi gereken en önemli nokta, Öcalan'ın Suriye sahasındaki rolü üzerinedir. Özellikle Fırat'ın doğusunda, ABD destekli YPG/PKK yapılanmasının en kritik ismi olan Şahin Cilo ile İmralı arasındaki olası bir etkileşim, Türkiye'nin sınır güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın Cilo ile kurduğu yakın ilişki ve Türkiye'nin bu bölgeye yönelik güvenlik kaygıları göz önüne alındığında, "Öcalan'ın garantörlüğü" fikri, bölgeyi istikrara kavuşturmaktan ziyade, terör örgütüne meşruiyet kazandırma çabası olarak görülmektedir.
Yerel halkımız, şehitlerimizin hatırasına sahip çıkma noktasında oldukça hassastır. Terörle mücadelenin tavizsiz bir şekilde sürdürülmesi, sınır hattımızda oluşturulmaya çalışılan güvenlik koridorunun, hiçbir diplomatik "algı yönetimi" ile sulandırılmaması gerektiği ortak kanaattir.
Bölgesel Riskler ve Kararlılık Gerekliliği
Ermenek'in huzurlu atmosferinden bakıldığında, sınır hattımızdaki 30 kilometrelik güvenlik koridorunun önemi çok daha net anlaşılmaktadır. PKK/YPG'nin "demokratikleşme" veya "barış" maskesi altında, ABD'nin stratejik desteğiyle Suriye'nin kuzeyinde kalıcı bir devletçik kurma hayalleri, Türkiye'nin güney sınırlarını bir "terör koridoru"na dönüştürme riskini taşımaktadır. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:
- Algı Yönetimine Dikkat: Terör faaliyetlerinin "demokratik haklar" başlığı altında sunulmasına karşı uyanık olunmalıdır.
- Sınır Güvenliği: Güvenlik koridoru, müzakere konusu edilemeyecek kadar hayati bir öneme sahiptir.
- Tarihsel Hafıza: Geçmişteki çözüm süreçlerinde yaşananların, bugün tekrar edilmemesi gerektiği konusunda toplumun tüm kesimleri hemfikir olmalıdır.
Sonuç: Tarih Tekerrür Etmemeli
2011 yılındaki taleplerle bugün Suriye'nin kuzeyine dayatılan talepler arasındaki benzerlik, tehlikenin boyutunu ortaya koymaktadır. Bölgesel dinamikler, terör örgütünün uluslararası güçlerle kurduğu ittifaklarla birleştiğinde, Türkiye'nin daha kararlı ve tavizsiz bir duruş sergilemesi kaçınılmaz hale gelmektedir. "Tarih tekerrürden ibarettir" sözünün acı bir gerçekliğe dönüşmemesi için, kamuoyunun bu süreçteki her türlü gelişmeyi yakından takip etmesi ve milli birliğimizi zedeleyecek her türlü girişime karşı sesini yükseltmesi gerekmektedir.
Ayşenaz Çimen