El eli yur, el de döner yüzü yur.
El eli yur, el de döner yüzü yur.Türk Atasözü. Daha neyi bekliyor sunuz? Sevdikleriniz bir bir ölürken: Hayat sizi neyle sınıyor? Hayat sizi ne kadar seviyor? Siz insanı sevmekten korktunuz.Siz insanları ayrıştırdınız. Biz mutluyken teknoloji bu kadar ilerlememişti. El arabamız vardı.Tezgenemiz vardı.Tel arabamız vardı.Biz o zamanlarda bile sizden daha Müslüman,sizden daha adaletliydik.Siz kimsiniz? Şeytan mı? Melek mi?Yoksa Yezid mi? Hüseyin mi? Her şeyi bir tarafa bırakalım da; Sizde ar

El Eli Yur, El De Döner Yüzü Yur: Kadim Anadolu Öğretisi ve Günümüzün Sorumluluğu
Anadolu coğrafyası, binlerce yıllık birikimini atasözleri ve deyimler aracılığıyla nesilden nesile aktaran bir bilgelik ocağıdır. Ermenek’in sarp kayalıklarından Toroslar’ın zirvelerine kadar bu toprakların her köşesinde yankılanan "El eli yur, el de döner yüzü yur" sözü, sadece basit bir yardımlaşma çağrısı değil; aynı zamanda toplumsal dayanışmanın, nezaketin ve birbirimize karşı olan sorumluluğumuzun en somut ifadesidir. Bu kadim düstur, "ben" merkezli bir dünyadan, "biz" merkezli bir topluma geçişin anahtarıdır.
Toplumsal Dayanışmanın Temeli: Yardımlaşma Kültürü
Atalarımız, bir elin diğerini yıkaması gibi, toplumun da birbirini desteklemesi, eksikleri gidermesi ve hataları örtmesi gerektiğine inanmıştır. Ermenek gibi komşuluk bağlarının güçlü olduğu, akrabalık hukukunun önemsendiği ve "biz" bilincinin her zaman ağır bastığı yerlerde, bu öğreti sadece bir söz değil, bir yaşam biçimidir.
Günümüzde dijitalleşen dünyanın getirdiği bireysellik, ne yazık ki bu kadim dokuyu zayıflatma riski taşıyor. Oysa Ermenekli için yardımlaşma, sadece dar günlerde hatırlanan bir eylem değil, günlük hayatımızın her anına sinmiş bir nezaket zinciridir. Bir komşunun bahçesindeki işe el atmak, bir cenazede acıyı paylaşmak ya da bir düğünde sevince ortak olmak, "el eli yumak" fiilinin modern zamandaki karşılığıdır.
Geçmişin Sadeliği ve Bugünün Karmaşası
Ermenek’in eski çarşılarını, omuz omuza verilen imece usulü çalışmaları hatırlayalım. Bir parça ekmeğin bölüşüldüğü, komşunun derdinin kendi derdi bilindiği o günlerde, teknolojik cihazların ekranlarına hapsolmuş bir hayat yoktu. Bugün ise modern hayatın getirdiği hız, insanları birbirine yabancılaştırabiliyor.
Oysa "el eli yur" demek; sadece maddi bir yardım değil, manevi bir destek, bir gülümseme ve bir selamın gücüdür. Birbirimizin yüzünü "yıkamak", yani birbirimizin ayıplarını örtmek, hatalarımızı düzeltmek ve toplumsal huzuru korumak, modern dünyanın karmaşasında en çok ihtiyaç duyduğumuz erdemdir. Birbirine karşı dürüst, şeffaf ve yardımsever olan bir toplum, dışarıdan gelen hiçbir olumsuz rüzgara karşı eğilmez.
Ermenek’te "Ev Sahibi" Bilinci ve Sorumluluk
Ermenek, tarih boyunca misafirperverliği, adaleti ve insanı merkeze alan kültürüyle tanınan bir memlekettir. Bizim kültürümüzde misafir, baş tacıdır; ancak "misafir" olmak, ev sahibinin değerlerine, tarihine ve toplumsal huzuruna saygı duymayı gerektirir. Ev sahibinin sofrasına oturup, o sofranın bereketine ve huzuruna zarar verecek tutumlar sergilemek, bu toprakların hoşgörü iklimiyle bağdaşmaz.
Toplum içerisinde ayrıştırıcı dil kullanan, adaleti hiçe sayan veya kendi çıkarlarını toplumun huzurundan üstün tutan anlayışlar, Ermenek’in köklü gelenekleri içerisinde kendine yer bulamaz. İnsanları ayrıştırmak, birbirine karşı kışkırtmak veya vicdani değerlerden uzaklaşmak, sadece bireyin değil, içinde bulunduğu toplumun da manevi dünyasını karartır. Unutmamalıyız ki, toplumun huzuru, bireyin huzurunun teminatıdır.
Fatma Ana’nın Dilinden: Hak ve Adalet
Anadolu kadınının feraseti, kötü niyetli ve adaletten uzak kişilere karşı her zaman bir "dur" demiştir. Doğruluktan ayrılan, vicdanını yitiren ve toplumsal huzuru bozmaya çalışanların akıbeti, yine bu toprakların süzgecinden geçerek hak ettiği yeri bulacaktır. Toplumsal hafızamızda yer alan, adaletin er ya da geç tecelli edeceğine dair inancımızı pekiştiren şu ifadeler, Ermenek’in vicdanlı duruşunun bir simgesidir:
"Kötü insanların,
Sırtı yeri beklesin,
Gözü pardıyı beklesin."
Bu sözler, bir beddua olmaktan öte, toplumsal adaletin ve vicdani terazinin şaşmayacağına dair bir inancın dışavurumudur. Ermenekli, kendi yüzünü temiz tuttuğu sürece, başkalarının karanlığına ışık olmayı da bilir.
Sonuç: Arınma ve Gelecek
Ermenek, her zaman adaletin, dürüstlüğün ve birbirine sahip çıkmanın kalesi olmuştur. Bizler, bu topraklarda "el eli yur" düsturuyla yaşamaya, birbirimize omuz vermeye ve değerlerimizi korumaya devam edeceğiz. Unutulmamalıdır ki; arınmadığı sürece kalp, yüzdeki zift asla silinmez. Gerçek huzur, ancak insanı sevmekle, adaletle ve birbirimizin onurunu korumakla mümkündür.
Ermenek halkı olarak, geçmişin bilgeliğini bugünün sorumluluğuyla birleştirerek, daha huzurlu ve dayanışma içinde bir geleceği inşa etmek hepimizin ortak görevidir. El ele verdiğimiz sürece, yüzümüz hep aydınlık, soframız hep bereketli kalacaktır.