Hayat Merdiveninde Şükürle Yürümek
21 yaşındaki yazarımız Rabia Erdoğan ilk köşe yazısıyla aramızda. Heybesini sevgiyle dolduran genç bir kalemden hayat merdiveninde şükürle yürümek, kalp kırmamak, taş atana gül uzatmak ve Mevlana'nın o ünlü sözüne dair içten düşünceler.

Uzun zaman oldu yazmayalı, ses vermeyeli… Ama vakti geldi.
Heybemi doldurup geldim. Sevgimi eksiltip geldim. İnsanlıktan nasibimi almaya çalışarak geldim.
Öyle ya, fıtratımız gereği insanız; aynı topraktan, aynı özden… Ama mesele bu değil. Asıl mesele, o “ruhani insanlıktan” kim ne kadar pay alabiliyor?
Herkes alabiliyor mu nasibini?
Yolun başındayım
Yaşım 21… Yolun yarısında değilim henüz. Daha başındayım. Yürüyecek çok yolum, verecek çok sınavım var. Ama en azından şunu biliyorum: İnsan kalabilmek, en zor sınavlardan biri.
Gönül kırmadan iş yapmaya, heves söndürmeden yürümeye çalışıyorum bu hayat merdiveninde. Yükselirken kimseye yük olmamaya gayret ediyorum.
Kolay mı? Değil. İnsanların kırdığı yerde sabırlı kalmak, taş atana gül uzatmak… zor.
Kalp kırmak ağırdır. Bir kez dağıldı mı, toparlanması bazen bir ömür sürer.
Şükür dedirten insanlar
Ama… Bazıları vardır. Tüm zorluklara rağmen “şükür” dedirten, dert anında “elhamdülillah” dedirten insanlar… Onlar, insanlıktan nasibini almış olanlardır. Bir nimet gibi çıkarlar karşımıza.
Ne güzel söylemiş Mevlana Celaleddin Rumi:
“Gülü gülene ver, kalbını sevene ver; sevmek güzel şeydir, kıymet bilene ver.”
Bu yüzden… Hayat merdivenini çıkarken elimizden tutanlara da, düşmemizi bekleyenlere de şükürle bakmayı öğreniyoruz.
Çünkü her biri, bize insan olmayı öğreten birer durak.