Ermenekli Şairin İzmir İşgaline Destanı
105 yıl önce İzmir’in Yunan tarafından işgali üzerine Ermenekli Hasan Rüştü'nün Yazdığı Destan Geldikçe gönlüme beynim kaynıyor O şirin yurdumuz, o canım İzmir. Yerinde durmuyor, yürek oynuyor Ağrısız geçmiyor zamanım İzmir. Biz gücendirmeyiz namus ve dini Uğrunda adadık bu canla teni Rakibin koynunda bırakmak seni Bil ki mümkün değil cananım İzmir. Türk dilaverleri, Türk yiğitleri Yaparlar ünlü bir ulu seferi Elbet

Milli Mücadele'nin Vicdanı: Ermenekli Şair Hasan Rüştü ve İzmir'in İşgaline Yazdığı Destan
Türk edebiyatının ve Milli Mücadele döneminin unutulmuş kıymetli kalemlerinden biri olan Ermenekli Hasan Rüştü, 15 Mayıs 1919'da İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edilmesiyle yüreğinde kopan fırtınayı dizelere dökmüştür. Anadolu'nun derinliklerinden, Torosların eteğindeki kadim Ermenek'ten yükselen bu ses, sadece bir şairin değil, işgal altındaki bir milletin acısını ve direniş azmini yansıtan tarihi bir belgedir.
İzmir’in Acısı, Ermenek’in Yüreğinde
Hasan Rüştü, İzmir’de 16 yıl boyunca yaşamış, o şehrin havasını solumuş, kültürünü özümsemiş bir aydındır. İşgal haberi geldiğinde, kendisini İzmirli bir hemşehri gibi hissetmiş ve bu derin aidiyet duygusuyla o meşhur destanını kaleme almıştır. Şair, sadece bir şehri değil, vatanın namusunu ve onurunu savunmaktadır. Dizelerinde geçen "Biz gücendirmeyiz namus ve dini / Uğrunda adadık bu canla teni" ifadeleri, Anadolu insanının işgalci güçlere karşı duruşunun özeti niteliğindedir.
105 yıl önce kaleme alınan o destanın orijinal metni:
Geldikçe gönlüme beynim kaynıyor
O şirin yurdumuz, o canım İzmir.
Yerinde durmuyor, yürek oynuyor
Ağrısız geçmiyor zamanım İzmir.
Biz gücendirmeyiz namus ve dini
Uğrunda adadık bu canla teni
Rakibin koynunda bırakmak seni
Bil ki mümkün değil cananım İzmir.
Türk dilaverleri, Türk yiğitleri
Yaparlar ünlü bir ulu seferi
Elbet seni bir gün alırlar geri
İnan bana dinim imanım İzmir.
Çevrende kurbanlar gitmezse bizden
Yanından kaçmazsa o kanlı düşman
Gerek başkaları öksüz gerek ben
İnanma kim derse, insanım İzmir.
Kimseler bu sözden düşmesin zanna
Yüzüm, gözüm, özüm hep senden
Verilir en büyük mutluluk bana
Çağlarsa yolunda al kanım İzmir.
Mihmanın olmuştüm 16 sene
Yumuşak döşekti sendeki sine
Şimdi hasretinden rahat yok tene
Dikenler üstünde uryanım İzmir.
Senin sam yelinden gül benzin soldu
Benim kasavetle can evim doldu
Gayrı nice dünya cehennem oldu
Ateşten çalkanır her yanım İzmir.
Ansızın uğradık yaman bir kasta
Gönül kan ağlıyor yastayım yasta
Yaram çok derindir hastayım hasta
Kavuşmaktır sana dermanım İzmir.
Dalmış hayaline yakar gözlerim
Varıp kucağında ölmek özlerim
Eğilsin yanında yanık sözlerim
Karışsın ahına efkanım İzmir.
Kırılmış dökülmüş dalın, budağın
Kerbela'yı geçmiş kanlı toprağın
Atılmış balçığa ünlü bayrağın
Tanrıdan rahm iste civanım İzmir.
Pak alnına Yunan bastıktan beri
Kirli bayrağını astıktan beri
Yanmakta kalmadım ben senden geri
Temelden yıkıldım, viranım, İzmir.
Rüştü’yüm vatanın dertli bir kulu
Kara bağrım odla, dumanla dolu
Tuttum bir ağlayıp söylemek yolu
Yanıktır destanım, divanım, İzmir.
Ermenek’ten Konya’ya: Bir Aydınlanma Yolculuğu
1868 yılında Ermenek’te, köklü bir ilim geleneğine sahip bir ailede dünyaya gelen Hasan Rüştü, Tol Medrese'nin manevi ikliminde yetişmiştir. Babası İsmail Hakkı Efendi'den aldığı temel eğitimle başlayan yolculuğu, Konya ve İstanbul'un entelektüel çevrelerine uzanmıştır.
Hasan Rüştü, sadece bir şair değil, aynı zamanda bir dava adamıdır. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi hürriyet şairlerinin eserlerinden etkilenerek kaleme aldığı eleştirel şiirler, onun eğitim hayatının yarıda kesilmesine ve hapis cezalarıyla karşılaşmasına neden olmuştur. Ancak hiçbir baskı, onun vatan sevgisini ve kalemini susturamamıştır. 1908 Meşrutiyet ilanıyla gelen özgürlükle birlikte, ömrünü eğitime adamış; Midilli, Akhisar, Alaşehir ve Konya'daki okullarda edebiyat ve felsefe öğretmenliği yapmıştır.
Bir Mirasın İzinde
Hasan Rüştü, 1936 yılında Konya’da hayata gözlerini yumduğunda ardında hem hece hem de aruz vezniyle yazılmış pek çok eser bırakmıştır. Onun "İzmir Destanı", bugün bize sadece bir işgalin acısını değil, Ermenek gibi Anadolu'nun sarp ve kadim topraklarının vatanın her karışına duyduğu sarsılmaz bağlılığı hatırlatmaktadır.
Not: Bu metin, Sadeddin Nüzhet ve Mehmet Ferit’in 1926 tarihli "Konya İli Halkiyât ve Harsiyâtı" adlı eserinden derlenmiş, Mükremin Kızılca tarafından Osmanlı Türkçesi aslından günümüz Türkçesine kazandırılmıştır.