Teneke Trampet ve Deniz Yıldızları

Ülkemizde de tanınan ünlü Alman yazar Günter Grass’ın en çok bilinen eseri Teneke Trampet adlı kitabı 1959’da yayınlanır. Roman tüm dünyada oldukça ilgi görür ve 1979’ta Alman yönetmen Volker Schlöndorff tarafından aynı isimle sinemaya uyarlanır. Film hem Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye hem de En İyi Yabancı Film dalında Almanya’nın kazandığı ilk Oscar ödülünün sahibi olur.
Film, 1920’li yıllarda Almanların, Polonyalılar ve diğer azınlıklarla birlikte uyum içinde yaşadıkları Danzig‘de geçer. Filmin kahramanı Oscar üç yaşına bastığında, ailesi ona doğum günü hediyesi olarak bir teneke trampet hediye eder. Oscar, büyüklerinin dünyalarını beğenmediği için büyümemeye karar verir. Hep çocuk kalarak trampetiyle kendisine yanlış gelen her olaya isyan etmeye başlar.

Bu filmde beni en çok etkileyen sahne, bir Nazi toplantısında, filmin kahramanı Oscar’ın, kürsünün altına saklanıp, trampetini kendi ritimleri ile çalarak, Nazi’lerin o korkunç disiplinli karşılama töreninde, bandonun düzenini bozup, bütün töreni provoke ederek, küçücük bir çocuğun bile akılla ve cesaretle ne denli etkili olabileceğinin anlatıldığı sahnedir.

 

Teneke Trampet ve Deniz Yıldızları

Bu sahne ve ardından gençlik dönemimde öğrendiğim ‘Deniz Yıldızı’ hikayesi, benim zaman içinde yaşam yolumda tek başıma kaldığım anlarda en büyük motivasyon kaynağım oldu.
Dilerseniz bu hikayeyi de bir anımsayalım.

Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş deniz yıldızlarını kumların üzerinden birer birer toplayarak denize attığını fark eder ve “niçin bu deniz yıldızlarını denize atıyorsun?” diye sorar.
Topladıklarını denize atmaya devam eden kişi, “yaşamaları için” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla: “iyi ama burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini atmanıza imkan yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?” der.
Yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi, “bak onun için çok şey değişti” karşılığını verir.

Özellikle, son yıllarda Ermenek’te yaşadığım çaresizlik ve yalnızlık duygusu anlarında, dibe doğru giderken hep Oscar geldi aklıma. Onun gibi, trampetimi çalmaya devam etmezsem ‘Nazi bandosunun ritmine’ katılmak zorunda kalacağımı düşünür, yoluma devam etmeye çalışıp ve hemen bir yıldızı daha alıp göle fırlatmaya çabaladım.

Aslında hepimiz, bu hayata (en azından) Oscar’ın  kattığı kadar küçük ya da büyük değerlerin sahibiyiz. Ne var ki ya biraz durup aynada kendimize bakıp bu değerlerimizi far kedecek özgüvenimiz yok ya da ‘amannn bir tek benden ne olur’, ya da ‘dünyayı değiştirmek bana mı kaldı’ tembelliği ile başkalarının çaldıkları bandonun ritimleri eşliğinde yaşayıp gitmeyi tercih ediyoruz. Kısaca, bizim hayatlarımızın seçimlerini, yollarını, ritimlerini hep başkaları belirliyor.

Küçücük bir çocuğun koca bir Nazi disiplinini, ritmini bozmaya gücü yetebiliyorsa bizler niye başkalarının çaldığı bando eşliğinde, bize dayattıkları hayatı yaşamak zorunda kalalım. Biz farklı bir ses çıkarmadığımız sürece tempo ve ritim de değişmeyecek üstelik. Ne zaman ki her birimiz ‘artık sahnede ben de varım, üstelik kendi tempomla’ demeyi başardığımız gün eminim dünya çok daha zengin ve bizlerin hayatları da o kadar dolu ve anlamlı bir hale gelecek.
Ayrıca yaşamda büyük değişimler, hep küçük küçük  çabalarımızın, eylemlerimizin sonucunda oluşmuyor mu?

Siz sanıyor musunuz ki Newton, bize o anlatılan masaldaki gibi ‘Elma Hikayesi’ ile yerçekimini keşfetti. Kendinden önceki adını bile duymadığımız bilim insanlarının çalışmalarından faydalanmadı mı? Hepimizin elektriği icat ettiğine inandığımız Edison, Faraday ve Tesla olmasa idi bu icadı yapabilecek miydi?

İnsanoğlu sahneye çıktığı ilk günden bu yana küçük küçük merak ve çözüm çabası kırıntılarını bir araya getirerek ortaya çıkardığı büyük patlamalarla bu günkü haline gelebildi.
Yapacağımız küçük çabalar belki ilk başta basit gelip sizi tatmin etmeyebilir. Ama bu küçük kar toplarının toplanıp ilerde bir çığa dönüşebileceğini ve o çığın oluşumundaki kendi katkınızı düşünerek kendi eylemlerinizi anlamlandırabiliriz.

Ne dersiniz? Siz de Oscar gibi trampeti alıp elinize, dünyaya kendi sesinizi katmaya ve bir yıldızı daha kumlardan alıp suya geri göndermeye var mısınız?
Haftaya bu konuya, yaşadığım güzel bir örnekle devam etmek üzere, sağlıcakla kalın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Önceki İçerik32 Terörist öldürüldü
Sonraki İçerikBAŞYAYLALI KERİM EFENDİ

Son Eklenenler

author

Emma Hayes

There I was in a hot yoga studio with plenty of bright natural light and bending myself into pretzel like positions for the very first time.

instagram