TRUVA’NIN SON RÖVANŞÖRLERİ

0
166

 Milattan Önce 1100’lü yıllar… Ege’nin iki yakasında iki tane köklü şehir devleti… Bir aşkın savaşa mal olmuş hikayesi… Aslında Truva Savaşı’nın bir aşk yüzünden çıkmadığını, bunun sadece bir bahane olduğu herkes biliyor. Tıpkı 1. Dünya Savaşı’nın veliaht yüzünden çıkmadığı ya da Truva’nın rövanşı dediğimiz Çanakkale Savaşı’nın İngilizlerin Ruslara yardım etmek istemesi olmadığı gibi… Gelin biraz birlikte bu süreci inceleyelim. Neden Avrupalılar sürekli bizi bu topraklarda görmek istemiyor , bulduğu her fırsatta topraklarımıza saldırı için hazırlık yapıyor ve bunun entelektüel alt yapısını nasıl oluşturuyor?

Bilindiği gibi Truvalılar Hititlerin bir koludur ve Hitit kültürü Truva’da da hakimdir. Hitit kabartmalarına baktığımız zaman ise Anadolu’nun ozan geleneğinin Hititlerden geldiği görünür ve ozan kültürünün yani sözlü edebiyatın bu denli güçlü olması sayesinde bizler Truva Savaşı gibi  milattan önceki birçok olayın günümüze kadar tesirini görürüz. Bu Anadolu ozanlarının en önemlisi Homeros’tur. Homeros tıpkı Karacaoğlan gibi elinde sazıyla diyardan diyara dolaşır ve söylediği beyitlerle Ege kıyılarında Anadolu halkının yüreğine dokunur. Truva Savaşı da tıpkı böyledir. Homeros , Anadolu’nun sözlü edebiyatı sayesinde Truva Savaşı’ndan yıllar sonra  yaşamış olsa da tıpkı o dönemi görmüş gibi İlyada destanında Truva Savaşı’na yer vermiştir. İlerleyen zamanlarda ise Avrupa Rönenans dönemine girdiğinde Homeros eserlerinden oldukça yararlanmış ve Homeros’u bir Avrupalı gibi göstermeye çalışarak farklı dini ve kültürel sebeplerle birlikte Anadolu’da yeniden hak etme iddiasında bulunmaya başlamıştır.

Orta Çağ zamanında özelikle Ortodoks ve Katolik çatışmasının yoğun olduğu dönemlerde Truva Avrupalıların çok umurunda değildi. Malazgirt Savaşı’ndaki Türklerin başarısını Katolik Avrupa takdir etmiş, Ortodoks Bizans’ın yenilmesini kutlamıştır. Bu süreç İstanbul’un fethine kadar devam etmiştir. Fetihten önce İstanbul’un karışıklığında papazlar “İstanbul’da Latin külahı göreceğime, Osmanlı sarığı görmek isteriz.” diyerek  Katolik ve Ortodoks çatışmasının devam ettiğini bizlere göstermiştir. Ne zaman Rönesans ve Reform hareketleri başlamış , Ege kıyılarındaki filozofların eserleri çevrilip okutulmuş ve bundan sonra Avrupa bir olup Anadolu’ya gözünü dikmeye başlamıştır. Elinde sazıyla dolaşan Homeros’u bile Avrupalı yapan Avrupalılar çeşitli işadamı ve mühendis görünümde olan ajanlarıyla tarihi dokumuzu çalmaya başlamıştır. Çünkü İncil’deki 7 kilisenin Anadolu’da olması ve ilk konsülün Anadolu’da yapılması Avrupa için oldukça önemlidir.

Tekrar Truva’ya gelecek olursak Fatih’in Truva Savaşı’ndan oldukça etkilendiği söylenir. Öyle ki İstanbul’un fethinden sonra Truva Savaşı’nın yapıldığı alana giderek Truva kahramanları adına kurban kestirmiştir. Sonrasında Papa’ya mektup yazıp  Roma’yı Truva’dan canını kurtaran yiğitlerin kurduğunu belirterek “ Siz de biz de aynı soyun insanlarıyız .Bize neden düşmanca davrandığınızı anlamıyorum”  demiştir.”  İlyada ve Odessa destanını okuyan Fatih , destanda geçen gemilerin karadan yürütülme hikayesini görerek kendinin yaptığı devasa gemileri bundan ilham alarak Haliç’e indirmiş ve kendi anlatımına göre İstanbul’un fethi ile Truvalıların öcünü almıştır. Aradan yıllar geçmiş Osmanlı Devleti zayıflamaya başlamış ve ülkenin son zamanlarında başta demiryolu çalışmaları ve başka bahanelerle yeraltı ve yerüstü kaynaklarımız sömürülmeye başlamıştır. Tıpkı Bergama örneğinde olduğu gibi Çanakkale’de Alman arkeologlar gizli kazılar yaparak Truva ganimetlerini ülkelerine götürmüştür. Dünya Savaşı’na girildiğinde ise geçmişte Agamemnon’un bizzat saldırdığı şimdi ise ismi verilmiş zırhlının saldırdığı Çanakkale büyük kayıplara rağmen Anafartalar Kahramanı Yarbay Mustafa Kemal’in idaresinde geçilmemiş ve büyük Kurtuluş Savaşı öncesi sağlam bir staj görevi görmüştür. Yine İlyada ve Odessa’yı inceleyen Mustafa Kemal de çıkarma yapılan yerleri Truva Savaşı’na göre bildiği aşikardır. Şayet başta üstleri kendisini daha erken dinlemiş olsalardı bu kadar kayıp Osmanlı Ordusu vermezdi. Tıpkı Truva Savaşı’nda komutanların iç çekişmesi gibi Çanakkale Savaşı’nda da komutanların iç çekişmesinin ne büyük kayıplara yol açtığı yeniden görülmüştür.

İki Truva Savaşı’nda da yani hem Çanakkale zamanı hem de Truva zamanı askerlerin zerafeti, şan ve şöhreti, mertçe ve insanca yaklaşımı savaş tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Nitekim Atatürk’ün yıllar sonra Anzak askerleri için söylediği “Onlar burada mehmetçikle yan yana koyun koyuna yatıyorsa bizim evlatlarımızdır.” demesi, anlattığımızın en güzel özetidir.

Son olarak Büyük Taarruz’un sonunda Atatürk’ün “Truva’nın intikamını aldım” derken bile Yunan Başkomutanını en güzel şekilde misafir edip onu idamdan kurtarması Truva Savaşlarının en güzel centilmenlik örneğidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here