Depremlerin Dini Boyutu

0
318

Dünya deprem dağılımı

Müslümanlara işledikleri günahların cezası dünyada verilmez!

İnsanlar için de devletler için de değişmez bir ecel saati vardır.

Deprem ayetlerinin tamamı kıyamet gününü tasvir eder.

Peygamberimiz (sav) köhne bir duvarın dibinden hemen uzaklaşmıştır.

Zina ve binanın çoğalması kıyamet alametidir, depremin sebebi değildir.

Depremlerin çoğalması da kıyamet alametidir.

 

Depremlerin dini boyutuna geçmeden sathi boyutuna Wikipedi notuyla bir bakalım:

Dünyadaki en yoğun deprem kuşakları şöyledir:

  1. Pasifik Deprem Kuşağı: Bu kuşakta yeryüzündeki depremlerin yüzde 81’i gerçekleşir. Bu bölge Şili’den kuzeye doğru Güney Amerika kıyıları, Orta Amerika, Meksika, ABD’nin batı kıyıları ve Alaska’nın güneyinden Aleutian adaları, Japonya, Filipinler, Yeni Gine, Güney Pasifik adaları ve Yeni Zelanda’yı içine alır.
  2. Alp-Himalaya Deprem Kuşağı: Bu kuşakta yeryüzündeki depremlerin yüzde 17’si gerçekleşir. Endonezya’dan başlayarak Himalayalar ve Akdeniz üzerinden Atlas Okyanusu’na ulaşır.[1]
  3. Atlantik Bölgesi: Bu kuşak ise Atlas Okyanusu sırtı boyunca uzanır. Alp-Himalaya kıvrım kuşağında bulunan Anadolu’nun büyük bir bölümü ikinci derece deprem kuşağında yer alır. Bu durum Anadolu’nun jeolojik gelişimini henüz tamamlamadığını gösterir.

Görüldüğü gibi Türkiye en az deprem olan üçüncü kuşakta yer alan bir zemindedir. Ve gördük ki depremler dünyanın en büyük tabii afetidir.

Her deprem olduğunda kulların bunun manevi sebebini araştırmasından daha doğal bir şey olamaz. Bu arada depremin maddi ve bilimsel nedenlerini artık ilkokul üçüncü sınıf öğrencisi bile biliyor.

Mesele depremin önlenmesinde düğümleniyor ki bu şimdilik asla mümkün gözükmüyor. Belki yakın zamanda önceden haber ve sinyal alabilmek mümkün olabilir. Bu alınan sinyalin de dev binalardaki binlerce insanını boşaltılmasına yetecek kadar uzun olmayacağı söyleniyor.

Bizim konumuz bu yönü değil, o yönünü değerli bilim adamlarımız her zaman açıklamaya devam ediyorlar. Bizim alanımız başlıkta da yazıldığı dibi depremlerin dini boyutudur.

Diyoruz ki Allah bu belayı musibeti afeti bize niye verdi? Ne suç işledik biz?

Aslında depremlerin kulların suçuyla orantılı olarak verildiği asla doğru değildir. Bunu yukarıdaki maddelerde gördük, en fazla deprem %81 oranıyla batı Amerika ve Japon denizi kıyılarında meydana gelmektedir. Ama bizim öyle kabul ederek kendimize maddi ve manevi çeki düzen vermemiz de çok yerindedir.

Müslümanlara işledikleri günahların cezası dünyada verilmez!

 

Şunu belirtelim ki Allah cc, yüce yaratanımız Müminlere ve Müslümanlara dünyada yaptıklarının cezasını dünyadayken vermemeyi taahhüt etmiştir. Geçmiş ümmetleri ise dünyada iken yerine göre denizde boğmuş, yerine göre üstlerine taş yağdırmış yerine göre yerin altını üstüne getirerek helak etmiştir.

Cenab-ı Hak hazretleri ümmet-i Muhammed (sav) üzerinden o tür ağırlıkları kaldırdığını ve zincirleri kırdığını açıklamaktadır şu ayetiyle:

“Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır.” (Araf 117)

Bakara suresi son ayeti, âmene’r-Rasülü ile başlayan ayetten sonraki 286. ayette ise Allah’ın asla kaldıramayacağı yükü bu ümmete yüklemeyeceği ifade edilir:

 

“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevla’mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”

 

Allah resulü efendimiz (sav) “Benim ümmetim merhamet edilen bir ümmettir, ümmetime ahirette azap yoktur, onun azabı dünyada savaşlar, fitneler, depremler ve huzursuzluklardır.” (Ebu Davud, Fiten, 7)

 

Evet, yüce peygamberimizin dediği gibi, biz Müslümanların dünyada çektiği azaplar ortaya konmuştur.  Bunlar birbiriyle savaşlar, fitneler, toplumsal huzursuzluklar ve depremlerdir.

 

Bu hadis-i şerifte geçen kelimeler üzerinde birer cümleyle duralım:

 

Fiten: Fitneler üflemeyi bekleyip tutuşmaya hazır köze benzer. Tarihin her döneminde Müslümanları birbiriyle savaştıran bir neden olmayı sürdürmüştür.

Belâbil: Sosyal huzursuzluk demek olup 1400 yıldır her asırda farklı huzursuzluk türleri çıkmıştır. Farklı mezhepler, hizipler, fırkalar birbirinin aleyhine çalışmayı sürdürmüştür.

Katl: Savaşlar Müslümanlar arasında hiç bitmemiş, bitmeye de yönelmemiştir. Krallar, Sultanlar, padişahlar, hanlar, hakanlar önce birbirini yemişler sonra zaman kalırsa düşmanla savaşmışlardır.

Zelâzil: Depremler peygamberimizin elleriyle işaret ettiği doğuda had safhadadır ve o günün bilinen coğrafyasıyla en fazla Müslüman ülkelerde olmaktadır.

 

Allah cc insanlara bir ecel tablosu çizmiştir. Bu tablonun dışına çıkılması imkânsızdır. Ancak kimse ecelini bilmediğinden her şey normal seyrinde devam ederken bir anda seyir değişebilmektedir.

 

İnsanlar için de medeniyetler ve devletler için de değişmez bir ecel saati vardır:

 

“De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.” (Yunus 49)

 

“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl 61)

 

Bu üstteki Nahl suresi 61. ayet konumuza iki yönden ışık tutar:

1- Belalar, afetler ve depremler insanların işlediği bir suçun Allah tarafından verilmiş cezası değildir, aksi halde yeryüzünde Allah kimseyi bırakmazdı.

2- Eceli gelen bir insan bir saniye bile yaşayamaz. Eceli gelen kişi ya ani büyük bela, afet, musibet, savaş ve deprem gibi nedenlerle ya da alttaki ayetteki gibi hiç haberi yokken uyurken eceli gelir ve ruhu alınır.

 

“Allah, (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Zümer 42)

 

Şimdi gelelim ayetlerde verilen sebeplere:

 

“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.” (Rum 41)

 

Bu bozulmalar:  iklim değişiklikleri, depreme dayanmayan inşaatlar, çevre kirliliği, doğayı tahrip, tabiattaki dengeyi bozan ve insan eliyle yapılan her şeydir.

 

Bu tattığımız acılar, musibetler ve afetler kendi ellerimizle yaptıklarımızın sadece bazılarının karşılığı olarak tattıklarımızdır. Mesela depreme dayanıklı ev ve bina yapmamak bu afeti peşinen kabul etmek demektir.

 

Yüce peygamberimiz eski bir evin yıkılmaya yüz tutan duvarının dibinden bile geçmemiştir.

 

Bu hususu detaylı olarak, yayınlayacağımız “Depremde Suçlu Kim?” adlı makalemden okuyabilirsiniz.

 

Deprem ayetlerinin tamamı kıyamet gününü tasvir eder.

 

Cenab-ı Hak zelzele yani depremle alakalı şu ayetleri inzal buyurmuştur ki tamamı kıyametteki depremi anlatır. Bu ayetlerden, depremlerin kıyamet sahnesini andırdığı anlaşılır.

 

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür.

 

İnsanları sarhoş görürsün; hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.” (Hac 1-2)

 

Zilzal / Deprem Suresi

 

Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,

Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı,

Ve insan: “Ona ne oluyor?” dediği zaman.

O gün yer, bütün haberlerini anlatır.

Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.

O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır.

Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir.

Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir. (Zilzal 1-8)

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz