RÖNESANS’IN KALBİNDE  BİR ŞEHZADE

0
531

Uzunca bir zamandır Cem Sultan üzerine düşünmekteyim. Adının Cem ve  Cem dışında Osmanlı’da ne bir şehzade ne de bir padişah olması Fatih’in sonradan olan bu oğlu üzerinde beni araştırmaya sevk etti. Acaba Cem Sultan aslında kimdi? Neden Avrupa’ya gitti? Rönesans’ın başlangıcının sıkıntısız olmasında Cem Sultan’ın etkisi neydi?

Fatih Sultan Mehmet  İstanbul’u fethettikten sonra şehzade Cem dünyaya geldi.  Fethin üzerinden daha çok kısa zaman geçmesinden olsa ki yeniçerilerin Bektaşi tekkesinden feyz almasından dolayı yeniçerilere bir teşekkür olarak Fatih’in yeni doğan oğluna Cem ismini vermiş olduğu düşünülebilir. Çünkü yeniçerilerin ateşli silahları kullanmasındaki üstün başarısı II. Mehmet’e Fatih ünvanını getirmiştir . Ayrıca Cem’in annesi Çiçek Hatun Sırp asıllı bir cariyedir. Cem isminin annesinin istediği olduğunu pek düşünmesem de Sırp asıllı olan Yeniçerilerin Türkleşme ve Müslüman olma sürecinde Bektaşi tekkesinin etkisini Çiçek Hatun görmüş olabilir.

İstenmeyen bir çocuk  olarak dünyaya gelen Cem büyüdükçe oluşan karizması sayesinde Fatih’in kendinden sonra padişah olarak görmek istediği şehzade konumuna gelir. Fatih sefere her çıktığında Cem’i vekil olarak payitahtta bırakır. Öyle ki normalde Osmanlı geleneğinde padişah ölmediğinde bir şehzade tahta sahip olduğunu ilan ettiği vakit öldürülmesine rağmen Cem Sultan babası Fatih tarafından genç ve heyecanlı olarak görülüp affedilmiştir.

Cem’in entelektüel derinliği  babası Fatih ile yarışacak derecede genç yaşına rağmen iyidir. Kendinin de halen literatürde değerlendirilen divanı vardır. Diplomatik nezaket konusunda son derece ince ve zeki olan Cem’i babası yabancı diplomatlarla görüşmesinde yanında tutmaktadır fakat ilerleyen zamanlarda Cem’i babası Karaman’a göndermesi sonucu Cem’i yeni bir hayat doğru sürüklemiştir.

Hepimizin bildiği gibi Karamanoğulları Osmanlılar için daima başa bela olmuştur. İstanbul’un fethinden sonra Karaman tehdidinden tamamen kurtulmayı hedefleyen Fatih birkaç kez sefer düzenlemiş ve sonunda zor da olsa Karaman diyarını çoğunlukla kontrol altına almıştır. Fetih olunan Karaman diyarına başlangıçta oğlu Mustafa vali olarak tayin olmuş ama Şehzade Mustafa’nın ölümü sonucu Cem Sultan’ı Karaman diyarının yeni valisi konumuna gelmiştir.

Cem Sultan’ın Karaman’a gelişi Karamanlıların Osmanlı düşmanlığını bir nebze olsun dizginlediği söylenilebilir. Çünkü Cem’in ışıltısı ,edebi derinliği ,yerel halkla iyi ilişkiler kurması ve başta avcılık olmak üzere bir çok sporla ilgilenmesi Karaman diyarının sempatisini kazandırmıştır. Süreç içerisinde Fatih’in ölümüyle birlikte , Cem’in Karaman ve Karaman Beyleri ile geliştirdiği ilişkilere istinaden taht mücadelesinde Karamanoğullarının desteğini yanında görmek istemiştir.  Eski günlerine dönmeyi hedefleyen Karaman ise Cem’in padişah olmasını Cem’den daha çok istemektedir.

Fatih’in ölümü ile birlikte sadrazamı hem Beyazıd’a hem de Cem’e taht daveti için mektup göndermiştir lakin Cem’ e giden mektubu götüren kişi yolda Beyazıd’ın kayını olan bir paşa tarafından öldürülmüştür. Bunun üzerine Cem Sultan, Karaman’ın Türkmen Beyleri sayesinde  topladığı ordu ile Bursa’ya kadar yürümüştür ve Bursa’da hutbe okutup hükümdarlığını ilan etmiştir. Karaman ordusuyla Bursa’ya gelen Cem her ne kadar hükümdarlığını ilan etse de merkezi gücü elinde bulunduran abisine karşı fazla direnemeyeceğini bilmektedir. Bunun için Anadolu hükümdarı kendisi Avrupa hükümdarı da abisi olması konusunda Beyazıd’a mektup yazsa da  gittiği her yerde Osmanlı’nın ordu gücünü elinde bulunduran Beyazıd Cem’i Bursa’da dağıtmıştır. Taşeli bölgesine kadar kaçan Cem’e Karaman Beyi Kasım Bey destek olarak Memluk diyarına ailesi ile birlikte gitmesine yardımcı olmuştur. Burada Kasım Bey’in Cem’den habersiz olarak Memluk hükümdarına Osmanlı’ya karşı Cem üzerinden İttifak önerisi gönderdiği düşünülebilir. Çünkü Memluk ile Cem Sultan’ın hiçbir ilişkisi olmamasına rağmen Sultan olarak karşılanmış ve ağırlanmıştır. Bunu biz daha önceleri Memluk’un  Şeyh Bedreddin politikasında görmekteyiz ki Osmanlı diyarına yeniden gelen Şeyh Bedreddin İsyan Bayrağı açmıştır. Bu minvalde Cem’in Mısır’a geçmesi ve oradan Hacca gitmesi boş bir çaba değildir. Hac vazifesinde sadece Hac değil Fatih’in oğlu olarak da Arap yarımadasında bulunmuştur. Gösterilen sevgi ve hürmet Cem’e yeni bir özgüven kazandırmış ve Cem yeniden Anadolu’nun yolunu tutmuştur. Tabi ki annesi Memluk Sarayı’nda kalmıştır.

Cem’in ikinci kez olan Osmanlı seferi de  başarısız olmuştur ve Karamaoğlu Beyinin Cem’i iktidar için Rumeli’den saldırması gerektiğine ikna etmesi neticesinde Mersin’e gelen Rodos Şövalyelerinin gemileriyle kimine göre esiri kimine göre misafiri olarak Rodos adasına götürülmüştür ve büyük bir saygıyla karşılanmıştır. Burada her ne kadar  Cem Sultan’ın şahsına bir sevgi olsa da temel amaç  Beyazıd’a karşı Cem Sultan’ı Avrupa’nın maddi ve manevi kullanmak istemesidir. Böylelikle Avrupa Cem Sultan sayesinde gelecek altınlar ve Osmanlı’nın Cem’in yüzünden saldırmazlığı sayesinde Osmanlı’nın Fatih döneminde yaşatttığı dejenerasyonu toparlamak için önemli bir zaman kazanmış olacaktır.

Cem Sultan babası Fatih’in Otranto’nun fethiyle Batı’yı tamamen ele geçirme stratejisini önemsemektedir. Ayrıca sanata olan ilgisi abisine göre daha fazla olduğundan Avrupa’da oluşan yeni akımları da takip etmektedir. Buna ilgisi babası ile birlikte kendisinin de çizilmiş bir resminin olması olabilir. Onun için Avrupa’da esir de olsa misafir de olsa her fırsatta entelektüel çalışmalarını sürdürmüştür. Spordan geri kalmamıştır ama halkın içerisinde izin verildiği ölçüde kalmıştır.

Beyazıd entelektüel derinliği iyi olsa da vizyon olarak Cem kadar atik değildir. Cem hayatta olduğu süre boyunca Cem’in Anadolu’ya tekrar gelmesinden korkmuş başta Rodos Şövalyeleri olmak üzere Cem’in Avrupa’ya gönderildiği her devlete olağanüstü rüşvetler ödemiştir.  Bu durum Fatih döneminde fethedilen Otranto’nun Beyazıd döneminde yeniden elden çıkması şeklinde özetlenebilir.Bu Avrupa’nın Osmanlı ile yeniden savaşma özgüvenini getiren önemli bir gelişmedir. Böylelikle Cem Sultanı da koz olarak kullanan Avrupa Osmanlı’ya karşı yeni ordular kurma yoluna gitmiştir. Tehlikeyi gören Beyazıd Avrupa’ya fiilen savaş açmasa da Rodos Şövalyelerini tehdit etmiş ve böylelikle Cem Sultan Fransa’ya kaçırılmıştır. Bunda Osmanlı-Macar kızışmasını fırsat bilen Cem Sultan’ın da Macaristan üzerinden Osmanlı’ya açılma düşüncesinin de etkisi vardır ama tabi ki bu durum hayalden öteye gidemeyecektir. Fransa’ya geçtikten sonra Cem Sultan misafir değil tamamıyla artık esirdir ve yerinin belli olmamasının istenildiğinden  dolayı şatodan şatoya dolaştırılmaktadır. Bu esnada ise Krallar ve Papalık Cem Sultan’ı alabilmek için adeta yarış içindeydiler. Macaristan kendine olan tehdidi Cem Sultan ile kırma düşüncesindeydi ; Papalık ise Osmanlı’ya karşı Hristiyan Avrupa’yı tamamen korumak idealindeydi. Çünkü hepsi Beyazıd’ın Cem Sultan paranoyasının farkındaydı.

Nihayet Cem Sultan İtalya’ya geldi. Papa’nın huzuruna çıkarıldı. Gerçekten Fransa’da çektiği eziyetten sonra İtalya’da daha rahat olsa da Papa’nın huzurunda eğilmedi. İslam ve Türk geleneklerine göre yaşadı ve öyle öldü. İtalya’ya geldikten sonra Cem Sultan için Fransa tekrar Papalık’a savaş açsa da Cem Sultan’ın ömrü fazla vefa etmedi. Onun için  kısa vadede Avrupa Cem’i Osmanlı’ya karşı tam tesirli kullanamasa da uzun vadede Avrupa’nın Müslüman coğrafyanın önüne geçmesinde Cem Sultan etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Cem Sultan sayesinde uzun süre Osmanlı ile savaş görmeyen Avrupa sosyoekonomik gücünü yeniden toparlama yolunda önemli adımlar atmıştır.

Cem’in İtalya’da kaldığı dönemde ortaya çıkan Machiavelli yazdığı Prens adlı eserinde” iktidara giden her yol mubahtır.” teziyle siyasete yeni bir bakış açısı getirmiştir.Gerek Cem Sultan’ın Beyazıd’a karşı Avrupa’yı arkasına alma düşüncesi gerekse Cem Sultan için bütün krallıkların şehzadeye ev sahipliği yapma girişimi  Machiavelli’ye kısmen ilham olduğu söylenebilir.Ayrıca ressam Bellini’den sonra Leonardo Da Vinci, Raphael gibi sanatçılar yine bu dönemde orta çıkmaya başlamıştır ve bu sanatçılardan Osmanlı yönetimin de beslenme çabaları mevcuttur.

Anadolu’ya tekrar gelecek olursak Cem Sultan korkusundan dolayı ne Batı’ya ne de Doğu’ya sefer düzenlemekten korkan Beyazıd’tan dolayı Memluk ve İran da epey güçlü hale gelmeye başlamıştır. Yine Anadolu’da fethedilmeyen beylikler de Anadolu Türk Birliği konusunda tehdit unsuru haline gelmiştir. Bu duruma dur demek isteyen şehzade Selim adeta tahtı babasının elinden alarak  Acem diyarı ve Memluk Devletini kontrol altına almıştır. Osmanlı’nın Doğu savaşlarından da zaman kazanan Avrupa yeni dünyanın keşfi hazırlıklarına başlamış; sonradan Kanuni’ye geçici olarak boyun eğse de Kanuni’nin ölümüyle birlikte ivmesini tamamen yukarıya doğru çevirmeyi bilmiştir.

Cem Sultan halen Anadolu halkı tarafından sevilmekte ,şiirleri divanları okunmakta, yazdıkları bazı türkülere söz olmaktadır. Avrupa’da da Cem’in soyundan olduğunu söyleyen bir grup vardır. Bunlar ya Rodos Şövalyeleri’ne babası ile sığınmış Cem Sultan’ın çocuğundan olma torunlarıdır ya da Avrupa’da yaşadığı aşkı sonucunda olan ailenin uzantılarıdır. Cem Sultan Hristiyanlığı kabul etmese de Avrupa’da yaşayan Avrupa kültürü ile büyümüş çocuklar Hristiyanlaşmıştır. Anadolu kültürü görmeyen bu çocuklar için bunu da normal karşılamak gerekir .

Cem Sultan her ne kadar esir ve misafir arasında kalmış bir şehzade olsa da babasının izinden gitmiş bir Rönesans insanıdır. Hem Hristiyan olmayıp hem de Avrupa kültüründe kendi kimliği ve kişiliğinden taviz vermeyerek yaşayabilmesinin  yegane nedeni budur. Bunun için şayet Cem Sultan Fatih’ten sonra padişah olsaydı Fatih’in yarım kalan Roma fethini tamamlayıp Rönesans hareketlerinin Osmanlı coğrafyasında olmasını isteyeceği bir gerçektir.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz