SELÂM VE SELÂMLAŞMA

                                                               Necati ALODALI       
SELÂM VE SELÂMLAŞMA

       “Ey bad-ı saba, uğrarsa yolun semti Haremeyn’e
          Selâmım ilet ol Rasulü’s-sakaleyne”
  
                Selâm; esma-i hüsnadan, Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. Anlamı, ayıptan, kusurdan, eksiklikten, fani olmaktan ve zevalden salim olan; kurtuluş ve esenlik kaynağı olan ve isteyenleri selâmete ulaştıran demektir.

                Selâm; bir kimseye rastlanıldığı, yanına varıldığı veya yanından ayrıldığı zaman ona iyilik, sıhhat ve afiyet dilemesi, temenni etmesidir. Selâm, bir müminde bulunması gereken tevazunun gösterilmesi-izhar edilmesidir.
               
Selâm; müminlerin birbiriyle kaynaşmasını ve ülfetini sağlayan, Allah’ın rızasına kavuşmak için müminlerin biri birlerine yaptığı bir duadır. Selâm verildiğinde daha güzel bir şekilde veya aynısıyla ”ve aleyküm’es-selâm ve rahmetullahi ve berekâtüh” veya “ ve aleyküm’es-selâm” şeklinde karşılık verilmelidir.

Müslümanların kendi aralarında selamlaşmaları ilahi bir emirdir. Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır.”Size bir selâm verildiği zaman siz de ona daha güzeliyle karşılık verin veya aynısıyla iade edin” (Nisa-86)

Selâm, toplu olarak yaşayan insanların cemiyet içerisinde birbirlerine saygı ve hürmet gösterme şeklidir ki, insanlardaki güzel huylardan birisi de biri birlerine selâm vermeleridir.

Hadis-i Şerifte “insanların en acizi dua etmeyen, en cimrisi de selâm vermeyendir”  buyrulmaktadır.

                Selâmlaşma, kızgınlık ve dargınlık, kin ve nefret gibi insanlar arasında düşmanlığa sebep olan kötü huy ve davranışları da yok eder.

                Selâm; maddi ve manevi her türlü zararlardan, kötülüklerden uzak kalmak, dünyevi musibetlerden ve ahiret azabından kurtulmak manalarını topluca ifade eden bir tabirdir.
                Birbiriyle karşılaşan Müslümanların, karşılıklı sevgi, dostluk, iyi niyet ve dileklerini ifade etmek üzere “selâmün aleyküm” veya daha güzel şekliyle “Es-Selâmü aleyküm”  şeklinde kullanılır ve buna “selâm verme” denir. “Aleyküm selâm” şeklinde karşılık verilmesine de “selâm alma”  denilir. Bu şekilde selâmlaşmak yalnız Müslümanlara has bir uygulamadır. Diğer dinlerde parmak işaretiyle, el ve baş işaretiyle v.b. selâmlaşırlar. Selâma işaretle karşılık vermek yeterli olmaz, hatta Rasulullah  (S.A.V) efendimiz bundan men etmiştir: “Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeyin, çünkü Yahudilerin selâmı parmakla işarettir, Hıristiyanların selâmı da avuçlarla işarettir.” Ancak, sağır ve dilsizlik gibi mazereti olanlara işaretle selam verilebilir ve mukabele edilebilir.

                Selâm ve selâmlaşma yüz yüze yapıldığı gibi çeşitli vasıtalarla da yapılmaktadır. Selâm başka yerde bulunan birisine bir başkası aracılığıyla gönderildiği gibi yazılı olarak da verilmekte; ayrıca edebi ve tasavvufî olarak da kuşlarla, turnalarla, rüzgârla ve badı saba ile sevenler sevdiklerine-dostlarına mecazi selâmlar göndermektedir. Nabi ne güzel bir selâm göndermiş:

                “Ey bad-ı saba, uğrarsa yolun semti Haremeyn’e
                Selâmım ilet ol Rasulü’s-sakaleyne“

                Bir Müslüman’a  “selâm’ün aleyküm” demek; “ben de Müslüman’ım, benden sana zarar gelmez, benden yana selamettesin, Allah sizi her türlü kaza ve belâdan korusun” demektir.      

                 “… ve tekraü’s-selâme ala men arefte ve men lem ta’rif” birbirimize
Selâm vermek için tanışıyor olmak gerekmez.  Rasulullah (S.A.V) “bize selâmı yaygınlaştırmamızı, (tanıdık tanımadık herkese selâm vermemizi)” emretti. Birbirini tanıyan dostların ise selâmlaşmayı zaman ve mekân müsaitse musafaha ile tamamlamaları sünnettir.

Selâmı sadece karşılaştığımızda veya bir yere vardığımızda değil, oradan ayrılırken de vermeliyiz. Bu konuda Rasulullah (S.A.V) buyurdular ki: “Biriniz bir meclise gelince selâm versin, kalkmak isteyince de selâm versin. İlk verdiği selâm ayrılırken verdiğinden evlâ değildir. (İkisi de aynı ölçüde önemlidir.) 

                Selâmı iade etmeye (almaya) hükmen ve hakikaten aciz kimselere selâm vermemelidir. Bu bakımdan yemek yiyene, abdest alana,  Kur’an okuyana, ezan okuyana, kamet getirene, camide hutbe-vaaz-sohbet dinleyene, namaz kılan kişilere, ilim çalışması yapan kimselere o anda selâm vermek uygun değildir. Onların da kendilerine verilen selâmı almak mecburiyetleri yoktur. Ancak, oyun oynayana, şarkı söyleyene v.b. durumda olan kimselerle fasıklığını herkese göstermekten çekinmeyen kimselere de selâm vermek mekruhtur. 
                Ayrıca, bunların dışında, bir müminin bir yere girdiği vakit selam vererek ve izin alarak girmesi emredilmiştir. Rasulullah (S.A.V), huzuruna selâm vermeden ve izin istemeden giren İbnu Hanbel (R.A.)’e “Dön, es-Selâmü aleyküm, gireyim mi de” buyurmuştur.

                Yine, Enes (R.A.) Rasulullah (S.A.V)’in kendisine şöyle buyurduğunu anlatır : Ey oğulcuğum, ailene girdiğin zaman selâm ver ki, selâmın, hem senin üzerine hem de aile halkına bereket olsun

                Selâmlaşma, müminlerin birbirleriyle görüşmelerini, birbirleriyle kaynaşmalarını ve birbirlerinden kopmamaları, ayrılmamalarını sağlar.

                Selamın orijinal lafızları dışında yani “Selâmün aleyküm”,“Es-Selâmü aleyküm” sözleri dışında başka sözlerle vermenin uygun olmadığı ve İslâmi “selâm” kelimesinin ihtiva ettiği iltifat, temenni, dilek, kurtuluş ve esenlik dualarının yerini tutmayacağı ifade edilmektedir. Bu bakımdan bazı kardeşlerimizin olayın şuurunda olmadan, cahiliye devri Araplarının kullandıkları “Hayyakellah (Allah Ömürler versin), hayırlı sabahlar, iyi sabahlar, sabahının aydın olsun, akşamınız hayır olsun, iyi akşamlar”  gibi sözlerle günümüzde kullanılan ve aralarında bir benzerlik olan “günaydın, tünaydın” gibi kelimelerle yaptıkları selâmlaşma orijinal sözleriyle yapılan selâmlaşma kadar şümullü olmamaktadır. Yine bazı kesimlerin İslâmi selâmlaşma yapmamak için sadece ”selâm“ veya “merhaba” sözleriyle selâmlaşmaları yahut hiç selâm verip almamaları da bu şuurla yapılmaktadır.  Böyleleri için merhum Mehmet Akif:

                Bir selâm ver be herif, ağzın aşınmaz ya, hayır!
                Ne bilir vermeyi hayvan, ne de sen versen alır..  

             …demektedir. Selamlaşmada kullanılan “Merhaba” sözü,  bir yere selâm vererek girip oturduktan sonra orada bulunanların yeni gelen kimseye “hoş geldin, burada bizden birisin, emniyettesin, rahat ol, serbest ol” anlamındaki hoşça dileklerini ifade etmek için kullanılmaktadır. Müslüman’a yakışan peygamber efendimizin getirdiği selâmlaşma şekline ve adabına uymaktır.

                Yine selâmın önemiyle ilgili olarak Rasulullah (S.A.V) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmaktadır: “Üç şeyi kim şahsında bir araya getirirse, imanı da toplamış olur: Nefsine karşı olsa da insafı elden bırakmamak, herkese selâm vermek, fakir iken sadaka vermek”

                Kur’an-ı Kerimde 37 ayeti kerimede selâm ve selâmet kelimeleri zikredilmiştir. Allah’u Teâlâ 12 konuda müminleri selâmlamıştır. Allah’u Teâlâ ve Peygamber efendimiz, Müslümanların birbirine selâm vermesini ve verilen selâmı almasını emretmektedir. Kur’an-ı Kerimin birçok ayet-i kerimesinde selâmın önemi bildirilmektedir.

Ayet-i kerimelerde: “Verilen selâma daha güzeli ile mukabelede bulunulmasını”, “izin almadıkça başkasının evine-odasına(annesinin-babasının odası bile olsa) girilmemesi” gerektiğini bildirir ve “Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere izin isteyip selâm vermedikçe girmeyin, bu sizin için daha iyidir, her halde düşünüp anlarsınız”(Nur-27) buyurarak  “kendi evine girerken de selâm vermeyi” (Nur-61)  emreder. Bu ayete göre; evine giren kimsenin evde kimse olmasa da kendi kendisine “es-selâmü aleyna ve alâ ibadillahi’s-salihin” şeklinde selâm vermesi gerekir.

Cennettekilerin de biri birlerine selâm vereceği,  meleklerin de müminlere selâm vereceği bildirilmektedir.

Hz. Peygamber bir hadis-i şerifinde Allah’a yemin ederek, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız” buyurduktan sonra etrafında bulunan ashabına “Müminler ancak selâmlaştıktan sonra aralarındaki sevgi bağını kurabileceklerini”  ifade etmiştir. Bu sebeple Müslümanlar, hemen bütün dualarında Hz. Muhammed (S.A.V) ile efradına ve ashabına, diğer bütün peygamberlere ve salih kullara selâm okumakla onlara saygı ve bağlılıklarını ifade etmiş olurlar.

Yine bir hadis-i şerifte, Müslüman’ın Müslüman üzerindeki beş hakkından birincisi olarak onun selâmına cevap vermek olarak gösterilmektedir. Rasulullah bu konuda şöyle buyurmaktadır : “Müslüman’ın Müslüman üzerinde hakkı beştir: Selâmını almak, hastasını ziyaret etmek, cenazesine katılmak, davetine icabet etmek ve aksırdığı vakit –elhamdü lillah- diyene–yerhamükellah- demektir”

Müslümanların selâmlaşmasında; önce, küçük büyüğe, zengin fakire, şehirli köylüye, arkadan gelen önde olana, vasıtada olan yaya yürüyene, ayakta olan oturana, az olanlar çok olanlara,  efendi hizmetçisine, baba oğluna, ana kızına selâm verir.     Selâmı rütbe ve nimeti çok olan önce verir. Nitekim Miraç gecesinde önce Allah’u Teâlâ Peygamber efendimize selâm vermiştir. “Es-Selâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh.”
Aynı yaştaki ve derecedeki insanlardan hangisi daha önce selâm verirse sevap ve ecir yönünden o kazançlı çıkar. Hadisi şerifte “İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı önce selâm verendir” buyrulmaktadır.

Selâm, İslâm’ın en hayırlı amellerinden birisidir. Rasulullah efendimize “İslâm’ın hangi ameli daha hayırlıdır?” diye sorulmuştu.”Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir” diye cevap verdi.
Bu hadisi şerif, selâmın önemiyle birlikte karşılaştığımız kimseden selâm beklemeden bizi selâm vermeye teşvik etmektedir. Başka bir hadisi şerifte de Rasulullah (S.A.V) buyurdular ki: “Allah’a en makbul insan karşılaşmada selâm vermekte önce davranandır.”

Selâma verilmesi gereken önemi aşağıda vereceğimiz kıssa çok veciz bir şekilde ortaya koymaktadır:

Müslümanlardan birisi borçlu düşmüş, bütün gayret ve çabasına karşılık çaresizlik içinde borcunu da ödeyemiyordu. Bir gün yatsı namazından sonra iki rekât hacet namazı kılarak Peygamber efendimizi vesile ittihaz edip münacatta bulunarak, derdine çare istedi. Rüyasında Peygamber efendimiz teşrif buyurarak sıkıntı içinde olana dediler ki: “Yarın git, Hekim Ali Paşa’ya benden selâm söyle, bin altın versin. Bu rüyanın şahidi olarak da bu Cuma gecesi her zaman okuduğu salâvatları unuttuğunu söylersin!
Borçlu, sevinç ve ferah içinde uyanır. Fakat çevresinde biraz da tutumlu ve eli sıkı olarak bilinen Hekim Ali Paşa’ya tedirgin olarak gider. Rüyasını anlatır, şahidini söyler.
Bunun üzerine Paşa:
“Tekrar et, yeniden anlat” der.
Borçlu:
– “Efendim, Peygamberimizin size selâmı var, bana…”
Paşa:
“Tekrar et, bir daha anlat bakalım” der.
Üç, dört, beş, altı.. Yedinci de derken borçlu:
“Paşam, beni niye oyalayıp duruyorsun? İnanırsan verirsin, inanmazsan vermezsin” demesi üzerine Paşa:
“Kardeşim, ne demektir bu? Sen kimden selâm getirdiğini biliyor musun? Sana tekrar ettirişim Rasulullah’ın selâmını çoğaltmak içindi, onun her selâmına bin altın vereceğim” der.

Peygamber efendimiz Veda Haccından sonra hastalanıp mescide çıkamayınca kendisini ziyarete gelenlere “Müslümanlara selâmımı götürünüz” buyurdular ve sonra açıkladılar: “Sadece bugünkülere değil, kıyamete kadar gelecek Müslümanlara benden selâm söyleyiniz”

Böylece, kıyamete kadar gelecek Müslümanlara da Hz. Peygamberin selâmı ulaşmaktadır.

İki cihanın güneşi, Allah’ın sevgili resulünün selâmı üzerinize olsun.

Not: Yeniden gözden geçirilen bu makalem ALTINOLUK Dergisinin Aralık 2004 de 226. sayısında    
       dipnotlarla daha geniş olarak yayınlanmıştır.
 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Eklenenler

author

Emma Hayes

There I was in a hot yoga studio with plenty of bright natural light and bending myself into pretzel like positions for the very first time.

instagram